Kaygıyı Ortadan Kaldırmak Çözüm Müdür?

Birçok kişi belki de kendi iç dünyasında gerçekleştirdiği konuşmalarda, bir terapi seansında, bir arkadaş sohbetinde sıklıkla kaygısını ve kaygısından dolayı deneyimlediği zorlukları yok etmek istediğini söyler. Bu yok etmek istedikleri bazen bedende kendini gösteren kalp çarpıntısı, uyuşma hissi olabileceği gibi zihinde de kendini gösteren durmaksızın gelen düşünceler, kötü senaryolar, “matematiksel-kesinlik içeren” baş etme formülleri olabilir. Bu his ve düşünceler istenmeyen, aniden gelen ve kişinin içsel dengesini sarsabilecek durumlardır. Çözüm tüm bunların yok olması mıdır? Bu konuya değinebiliriz.

Kaygı ve bu kaygılı durumun parçaları yani düşünceler, bedensel semptomlar, baş etme mekanizmaları bir sonuç gibi görünse de bir bakıma habercidir. Kişiyi belki güçsüz hissettiren bu haberci his ve parçaların yeterince fark edilmemesi ve ne anlama geldiğinin yeterince bilinmemesi ve bir o kadar da “taşınmasının” kolay olmamasıdır. Bu anlamda kaygı ile ilişkili durumların üzerine eğilmek ve çalışma inancını gösterebilmek onun ne anlatabileceğini, kişinin kendi yaşam öyküsünde ne anlama gelebileceğini ve neden baş etmesinin bu kadar zor olduğunun fark edilebileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Kaygı Her Zaman Olumsuz Bir Deneyim Midir?

Bir gerçek var ki o da kaygının sıkıntı verici olduğudur. Fakat, bu zor olan yalnızca olumsuz olmayabilir de. Ruhsal anlamda birçok değişimin, karar vermenin, sorumluluk almanın içsel dünyada yarattığı belirsizlik ve çatışmaların bir sinyali olarak kaygı düşünülebilir. Kierkegaard'ın söylediği gibi, “Kaygı özgürlüğün baş dönmesidir.” İnsan çoğu zaman yalnızca tehlikeler karşısında değil, önünde açılan ihtimaller karşısında da kaygı duyar. Ufak bir cesaret dahi onu anlayabilmek için büyük değişimlere ve dönüşümlere alan açabilir. Kaygıyı hiç yaşamamak kadar kaygının yoğun yaşanması da benzer anlamlara sahip olabilir: kişinin kendi hayatına dair bütünleşmemiş hissetmesi ve hayatı yaşamaya değer kılabilecek içsel güçten yoksun kalması.

Rollo May ve Kaygının Gelişimsel Boyutu

Bu noktada Rollo May'in kaygıyı yalnızca bir semptom olarak değil, insanın gelişim potansiyeliyle ilişkili bir deneyim olarak ele alması dikkat çekicidir. May'e göre, “Kaygı insan olmanın bedelidir.” Bu nedenle kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak bazen kişinin büyüme, seçim yapma ve kendi hayatına yön verme kapasitesinden de uzaklaşmasına neden olabilir.

Freud'a Göre Kaygı: Bir Alarm Sinyali

Sigmund Freud ilk başlarda kaygının bastırılmış dürtülerin bir sonucu olduğunu düşünmüş ancak zamanla kaygının koruyucu bir işlevi olabileceğini kuramında çalışmıştır. Bu anlamda kaygı kişinin bütünleşmiş ve kendinden emin hislerine zarar verebilecek tehditlere karşı bir savunma, bir koruyucu ve bir alarm olarak ortaya çıkan durumlar olabilir. Örneğin ayrılık, terk edilme, yalnızlık, çaresizlik gibi kökenini belki daha doğum öncesi zamandan alan erken dönem deneyimlerin yetişkin hayatında tekrar ortaya çıkabilme ihtimalleridir. Kaygı bu anlamda kişinin neden bazı durumlara ilişkin olarak bir dönüşüm yaratmamasını anlatan, ruhsallığı koruyan bir eşlikçi olarak düşünülebilir.

Lacan'ın Perspektifi: Kaygı ve Hakikat

Psikanalist Jacques Lacan ise kaygının diğer duygulardan ayrılan yönüne dikkat çeker ve “Kaygı aldatmayan duygudur” der. Kaygı çoğu zaman kişinin kendisine, ilişkilerine ya da arzularına dair görmek istemediği bir noktaya temas ettiğinde ortaya çıkar. Bu nedenle kaygı yalnızca kaçınılması gereken bir durum değil, kişinin kendi hakikatine yaklaşabildiği anların da habercisi olabilir.

Bion ve Bilinmeyenle Karşılaşmak

Psikanalist Wilfred Bion ise kaygıya farklı bir perspektiften bakar. Ona göre insan yalnızca bildiği ve kontrol edebildiği duygu ve deneyimlerle ilişki içinde değildir. Hatta tam tersine insan belki de çoğu zaman daha doğumdan itibaren bilmediği durumlar ile ilişki içindedir. Kaygı Bion'a göre tam da bu bilinmeyenle ilişki kurma sürecinde ortaya çıkar. Bu bilinmeyen yalnızca olumsuz olmak durumda değildir, olumlu ve kişiye iyi gelen durumlar ile de ilişkili olabilir. Mesela burada ilk düşünülecek konu doğumun kendisidir. Dünyaya gelmek bir bakıma bilinmeyen, tanınmayan bir sürü deneyimle ilişki kurmaktır. Bu anlamda belirsizliklerle ilgili durumlara verilen yanıtlar kaygıyı taşımak, onu daha yönetilebilir kılmak ve hatta hayatı da daha yaşanılabilir kılmak adına oldukça önemlidir. Her yeni eylem ve öğrenme süreci var olan bilgiyi sarsabileceği için bir belirsizlik yaratabilir. Belki de mesele kaygının tamamen ortadan kalkması değil, onunla birlikte düşünebilmek ve yaşamın kaçınılmaz belirsizlikleri karşısında hareket edebilmektir.

Kaynaklar

  • Bion, Wilfred R. Learning from Experience. 1962.
  • Freud, Sigmund. Ketlenme, Belirti ve Kaygı. 1926.
  • Kierkegaard, Søren. Kaygı Kavramı. 1844.
  • Lacan, Jacques. Seminer X: Kaygı. 1962–1963.
  • May, Rollo. Kaygının Anlamı. 1950.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir